Sarı Mucize: Kantaron

Benzer İçerikler

Öyle bir bitki düşünün ki yaraya sürdüğünde geçirsin, içildiğinde ise ülser gibi hastalıkları yok edip kalp sağlığına iyi gelsin. Evet, böyle bir mucize var. Doğal ve zararsız, günümüz en büyük sorunlarından biri olan kimyasallara karşı doğal bir ilaç ve adeta bir mucize güçtür Kantaron.

Hypericum cinsine dahil türler dünyanın birçok yerinde yara iyileştirici, bakterisit, idrar söktürücü, iltihap giderici ve yatıştırıcı etkilerinden dolayı yüzyıllardan beri tedavi maksatlı olarak kullanılmaktadırlar. Ekvator kuşağından kuzeyde İskandinav ülkelerine kadar dünyanın farklı coğrafyalarında yayılış gösteren 482 Hypericum türü bulunmaktadır. Ülkemiz Hypericum türleri bakımından önemli bir merkezdir ve mevcut 96 türün 46’sı endemiktir. Bu türler halk arasında kantaron, binbirdelik otu, kan otu, kılıç otu, yaraotu, kuzukıran gibi yöresel adlarla anılır.

Yine antik çağlardan beri H. perforatum’un nörolojik ve psikiyatrik hastalıkları tedavi etmekte kullanıldığı bilinmektedir. Melankoli ve delilik tedavisinde kullanılmıştır. Bitkinin halk arasında başağrısı, menopozal nevroz, zihinsel hastalıklar, hipokondriyazis, hidrofobi, aşırı duyarlılık, nevralji, koksalji, tetani, paraliz, spatik paraliz, çene kilitlenmesi, boyun tutulması, omurilik hastalıkları, spinal konvülziyon, spinal irritasyon gibi bazı nörolojik rahatsızlıklarda da kullanıldığı rapor edilmiştir. Yatalak hastaların yaralarının tedavisinde çok iyi sonuçlar verdiği bilinmektedir.

H. perforatum ülkemizde de çeşitli hastalıklara karşı etnomedikal kullanımı olan bir bitkidir. Bitkinin eski dönemlerden beri ülkemizde halk arasında soğuk algınlığına, şeker hastalığına, ülsere, mide-bağırsak rahatsızlıklarına, sarılığa, karaciğer ve safra kanalı rahatsızlıklarına karşı kullanıldığı rapor edilmiştir. Bitkiden hazırlanan %1’ lik infüzyon, dahilen antispazmodik, yatıştırıcı ve kurt düşürücü olarak; sarı kantaron yağı (Oleum hyperici) ise haricen antiseptik ve özellikle yanık yaraları başta olmak üzere yara iyi edici olarak kullanılmaktadır. DNA ve RNA virüslerine karşı oldukça etkindir. Bu maddelerin çok sayıda virüsten kaynaklanan enfeksiyonlarının ve HIV virüsünün yayılışının önlenmesinde oldukça etkin olduğu bildirilmiştir. H.perfortum’un yanı sıra hiperisin ve psedohiperisin içermemelerine rağmen Brezilya’ya özgü H. connatum, H. caprifoliatum ve H. polyanthemum türlerinin de HIV (Human Immunodeficiency Virus; insan savunma sistemini çökerten virüs; AIDS virüsü) çalışmalarında model olarak kullanılan FIV (kedigil savunma sistemini çökerten virüs)’e karşı güçlü antiviral etki gösterdiği ve dolayısıyla bu türlerin AIDS gibi virüs kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanım potansiyelleri olduğu bildirilmiştir.

Bu şifa bitkisinin biraz da morfolojik özellikleri hakkında da bilgi sahibi olalım. Hemen hemen tüm Türkiye’de yaygın ve yabani olarak yetişen Hypericum perforatum L., Mayıs-Eylül ayları arasında parlak sarı renkli çiçekler açan 30-80 cm yüksekliğinde çok yıllık otsu bir bitkidir. Yapraklar 5-35 cm, eliptik, oblong veya linear şekildedir. Çiçek yapraklıdır, petaller seyrek siyah noktalı ve bazen çizgilidir. Kapsula 5-9 mm’dir. Kurak yerlerde, bağlar ve yol kenarlarında bulunur. Avrupa, Kuzey Afrika, Sibirya, Asya, İran ve Kıbrıs’ta da bulunmaktadır.

Bitki dünyanın birçok yerinde yetişmekte ve son yıllarda artan talep nedeniyle Avrupa, Amerika, Avustralya ve Çin’de bitkinin tarımı yapılmaktadır. Çiçeklenme döneminde toplanarak toprak üstü kısımlarından hazırlanan bitki, “Hyperici herba” adı ile Avrupa Farmakopesi’nde yer almaktadır. Bitkinin anabileşeni olan hiperforin başta gelmek üzere bitkinin bileşiminde bulunan etkin maddelerin bozunmasını önlemek için toplanan bitki kurutma odalarında, ılık hava ile zaman yitirmeden kurutulmaktadır.

Bitkinin en büyük ürünü olan kantaron yağı şifa deposudur. Okurlarımız merak edip
yağını nasıl elde edilir diye düşünüyor olabilir, onun hakkında da bilgi vermeden geçmeyeceğiz. Kantaron otunun yağ eldesinde Hypericum perforatum türü kullanılmaktadır. Bu ürünün üretiminde ise tam bir standardizasyon olmayıp, farklı üretim parametreleri kullanılarak elde edilmektedir. Üretim maserasyon olarak adlandırılan yöntemle gerçekleştirilmekte olup bu amaçla zeytinyağından faydalanılmaktadır. Kaliteli kantaron yağı üretim parametreleri içerisindeki farklılıklar kullanılan zeytinyağının kalitesi, kullanılan kantaronun (türü, toplama zamanı, içeriği, kuru/yaş kullanılmış olması vb.), alet ekipmanın
özelliği, maserasyon süresi, maserasyon ortamı (gölge, güneş), üretimde kullanılacak bitki/yağ oranı, bitkinin parçalanma şekli, depolama şartları olduğu görülmüştür.

Maserasyon yöntemiyle elde edilen bitkinin toprak üstü kısımları topraktan 5 cm üzeri olacak şekilde toplanır. 2-3 cm uzunluklara parçalanarak saf zeytinyağı içeren bir kavanoz içine konulup (1:5 oranında) 4-6 hafta arasında belirli aralıklarla çalkalanarak güneş ışığı altında bekletilir. Bu süre sonunda tülbent veya pamuk yardımıyla süzülür. Kahverengi renkli bir şişeye aktarılıp saklanmalıdır.

Şifa deposu bitki ve yağın içerdiklerini gördüğünüzde yine şaşırmaya hazır olun. Çünkü tam bir laboratuvar. H. perforatum çeşitli gruptan maddelerin yer aldığı kompleks fitokimyasal bir bileşim sergilemektedir. Bitkide % 0.05 – 1 oranında uçucu yağ (α-pinen, karofilen limonen, mirsen ve sineol), % 2-5 oranında flavonoller (hiperosid, kuersitrin, izokuersitrin, kuersitin ve rutin), biflavanlar (amentoflavon, biapigenin), % 0.05-0.15 oranında naftodiantron türevleri (bunların %80- 90’ı hiperisin ve psödohiperisin, protopsödohypericin, protohiperisindir), floroglusinler (% 4 oranına kadar hiperforin, adhiperforin), fenolik asidler (klorojenik asid, kafeik asid ve ferulik asid), steroller (β-sitosterol), vitaminler (C ve A vitaminleri), antrakinonlar, karotenoidler, karbolik asidler, ksantonlar, proantosiyanidinler, kumarin, bazı aminoasidler, tanen ve reçine bulunmaktadır.

Sarı kantaron yağında flavonoid bileşiklerinden bi-apigenin (0-35 ppm); floroglusinollerden hiperforin (45-370 ppm), adhiperforin (12-176 ppm) ve furohiperforin (0-13 ppm) içermektedir. Kararsız yapıları nedeniyle protohiperisin ve psödoprotohiperisin daha kararlı ürünler olan, hiperisin ve psödohiperisine dönüşürler. Yine farmakolojik araştırmalar, sarı kantaron yağının küçük yaralar ve yanıklar, güneş yanıkları, sıyrıklar, ezilmeler ve ülser gibi durumlarda kullanımını desteklemektedir. İçeriğindeki naftodiantronlar (hiperisin gibi) ve fluroglisinoller antioksidan, antienflamatuar, antikanser ve antimikrobiyal aktiviteleri içermektedir.

Sonuç olarak H. perforatum başta olmak üzere Hypericum türleri son 30 yıldır farmakolojik ve kimyasal anlamda yoğun olarak çalışılmakta, bu bitkilerin tıbbi özellikleri ve önemleriyle ilgili bilimsel çalışmalara her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. Ancak dünya literatürünün aksine bu türler ile ilgili ülkemiz şartlarında yürütülen çalışmaların sayısı oldukça azdır. Halbuki Türkiye Hypericum türleri bakımından bir merkez konumundadır ve mevcut 89 türün 43’ü dünyada ülkemiz coğrafyası dışında hiçbir yerde bulunmamaktadır. Bilhassa son 20 yıldır bu bitkiler tür ayrımı gözetmeksizin doğal floradan ihraç maksadıyla yoğun bir şekilde toplanmaktadır. Bu yüzden endemikler başta olmak üzere birçoğunun doğal populasyonları hızla azalmaktadır. Bu bağlamda ülkemiz için atıl bir kaynak durumunda olan Hypericum türlerinin kimyasal içeriklerinin belirlenerek farmakolojik potansiyellerinin ortaya konması ve kültüre alınarak hem korunmaları hem de seri halde üretilebilmelerine ilişkin
çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ve ekstra olarak Kantaron bitkisinin ayrıca çayı, dekoksiyonu, ekstiresi ve tentürü olarakta kullanabilirsiniz. Faydaları saymakla bitmeyen şifa mucizesi bitkinin mucizelerine hepimiz şahit olduk. Yazımızın başında da dediğimiz gibi kimyasallarla mücadele eden dünyamız için son derece önemli olan bu bitkiyi evlerinizden hiç ayırmamanızı tavsiye eder, sağlıklı bir hayat yaşamanızı dileriz.[1]Baytop T. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi (Geçmişte ve Bugün), Nobel Tıp Kitabevleri , İstanbul, 1999; 166-167[2]Baytop T. Türkiye’nin Tıbbi ve Zehirli Bitkileri, İsmail Akgün Matbaası,İstanbul, 1963; 27.[3]Davis PH. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Ediburg University Press, Vol. 2,1984; 400.[4]Blumenthal M. The ABC Clinical Guide to Herbs, American Botanical Council, Austin, Texas,2003; 324-334.[5]Wichtl M. Teedrogen: Ein Handbuch für die Praxis auf Wissenschaftlicher Grundlage.
Stuttgart: Wissenschaftliche Verlagsgesellschaft mbH, 1989.
[6]Bilia AR, Gallori S, Vincieri FF. St. John’s wort and depression: Efficacy, safety and tolerability-an update. Life Sci 2002; 70: 3077–3096.[7]Pellati F, Benvenuti S, Melegari M. Chromatographic performance of a new polar poly (ethylene glycol) bonded phase for the phytochemical analysis of Hypericum perforatum L. J Chromatogr A 2005; 1088: … Continue reading[8]Altan, A., Damlar, İ., Aras, M. H., & Alpaslan, C. (2015). Sarı Kantaronun (Hypericum
Perforatum) Yara İyileşmesi Üzerine Etkisi. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 24(4), 578-591.
[9]Boon H, Smith M. The Botanical Pharmacy: The Pharmacology of 47 Common
Herbs,Quarry Pres, Inc., Kingston ,Ontario, 1999; 284.
[10]Fernie WT. Herbal Simples Approved for Modern Uses of Cure, Boericke and Tafel, Philadelphia, 1897; 287-296.[11]Duke JA. Handbook of Medicinal Herbs, CRC Press, Boca Raton, Florida,
1985; 242-243.
[12]Baytop T. Türkiye’ de Bitkiler ile Tedavi, İstanbul Üniversitesi Yayınları,
İstanbul, 1984; 185-186.
[13]Crockett, S.L., and N. K. B Robson. 2011. Taxonomy and Chemotaxonomy of the Genus Hypericum. Medicinal and Aromatic Plant Science and
Biotechnology, 5 (Special Issue 1): 1-13.
[14]Güner, A., S. Aslan, T. Ekim, M. Vural, M. T. Babaç. 2012. Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler). Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği Yayını. İstanbul.[15]Baytop, T. 1999. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi. Nobel Tıp Yayınevi. 2. Baskı. İstanbul, s. 256.

[cite]

 

Kaynaklar ve İleri Okuma

Kaynaklar ve İleri Okuma
1 Baytop T. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi (Geçmişte ve Bugün), Nobel Tıp Kitabevleri , İstanbul, 1999; 166-167
2 Baytop T. Türkiye’nin Tıbbi ve Zehirli Bitkileri, İsmail Akgün Matbaası,İstanbul, 1963; 27.
3 Davis PH. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Ediburg University Press, Vol. 2,1984; 400.
4 Blumenthal M. The ABC Clinical Guide to Herbs, American Botanical Council, Austin, Texas,2003; 324-334.
5 Wichtl M. Teedrogen: Ein Handbuch für die Praxis auf Wissenschaftlicher Grundlage.
Stuttgart: Wissenschaftliche Verlagsgesellschaft mbH, 1989.
6 Bilia AR, Gallori S, Vincieri FF. St. John’s wort and depression: Efficacy, safety and tolerability-an update. Life Sci 2002; 70: 3077–3096.
7 Pellati F, Benvenuti S, Melegari M. Chromatographic performance of a new polar poly (ethylene glycol) bonded phase for the phytochemical analysis of Hypericum perforatum L. J Chromatogr A 2005; 1088: 205-217.
8 Altan, A., Damlar, İ., Aras, M. H., & Alpaslan, C. (2015). Sarı Kantaronun (Hypericum
Perforatum) Yara İyileşmesi Üzerine Etkisi. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 24(4), 578-591.
9 Boon H, Smith M. The Botanical Pharmacy: The Pharmacology of 47 Common
Herbs,Quarry Pres, Inc., Kingston ,Ontario, 1999; 284.
10 Fernie WT. Herbal Simples Approved for Modern Uses of Cure, Boericke and Tafel, Philadelphia, 1897; 287-296.
11 Duke JA. Handbook of Medicinal Herbs, CRC Press, Boca Raton, Florida,
1985; 242-243.
12 Baytop T. Türkiye’ de Bitkiler ile Tedavi, İstanbul Üniversitesi Yayınları,
İstanbul, 1984; 185-186.
13 Crockett, S.L., and N. K. B Robson. 2011. Taxonomy and Chemotaxonomy of the Genus Hypericum. Medicinal and Aromatic Plant Science and
Biotechnology, 5 (Special Issue 1): 1-13.
14 Güner, A., S. Aslan, T. Ekim, M. Vural, M. T. Babaç. 2012. Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler). Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği Yayını. İstanbul.
15 Baytop, T. 1999. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi. Nobel Tıp Yayınevi. 2. Baskı. İstanbul, s. 256.

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler İçerikler

Rastgele İçerikler